“`html
14 Nisan 2026 tarihinde Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde ve ardından 15 Nisan 2026 tarihinde Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda gerçekleşen silahlı saldırılar, Türkiye’de eğitim alanlarının geldiği vahim ve denetimsiz noktayı bir kez daha gözler önüne sermiştir. Okullar, bilim ve aydınlanmanın yuvası olması gereken yerler olmasına rağmen, ne yazık ki şiddetin, güvensizliğin ve en temel insan hakkı olan yaşam hakkı ihlallerinin merkezi haline dönüşmüştür.
2026 yılının başından bu yana Türkiye’nin dört bir yanından gelen okul saldırıları, münferit olaylar olmaktan çıkarak bir toplumsal krize dönüşmüştür. Veriler, okul saldırılarının tarihsel süreçte 1950’lerden bugüne dünya genelinde arttığını göstermektedir, ancak ülkemizde son yıllarda yaşanan artış, yapısal bir ihlale ve politika eksikliğine işaret etmektedir. Eğitim sendikalarının Türkiye genelinde iş bırakarak sokağa çıkması ve can güvenliği talep etmesi, eğitim emekçilerinin içine itildiği çaresizliğin en somut örneğidir. Okullarda öğretmenler her gün fiziksel saldırı tehdidi altında görev yapmaya, çocuklar ise güvenli olması gereken bu çatılar altında hayati risklerle karşı karşıya kalmaya devam etmektedir.
Yaşanan bu şiddet sarmalının tesadüfi olmadığı anlaşılmalıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan yaşam hakkı, devletin bireyin canına kastetmemesinin yanı sıra, bu hakkın korunması için gerekli tüm önlemleri almasını da zorunlu kılar. Devlet, çocukları ve eğitimcileri şiddetten koruyacak yasal ve idari mekanizmaları kurmak, okulları güvenli bölgeler haline getirmekle yükümlüdür. Ancak, mevcut siyasi iradenin önceliği, korunma ihtiyacı olan çocukların tespiti ve bu ihtiyaçların bilimsel yöntemlerle giderilmesi olmaktan çok uzaktadır.
Tam aksine, çocukları koruma odaklı politikalar geliştirmek yerine, çocukların eğitimden koparılmalarına ve ucuz iş gücü olarak piyasaya dahil edilmelerine yönelik politikalar, bugün yaşanan şiddetin sosyo-ekonomik zeminini beslemektedir. Çocukların ekonomik sömürüsünü meşrulaştıran, eğitimi ticarileştiren ve çocukları korumasız bırakan bu yaklaşım, çocukların suçla bir şekilde temasına neden olan düzeni bizzat inşa etmektedir. Bu sistemin kendisi, devletin denetim ve gözetim yükümlülüğünü ihmal etmesinin ve çocuk koruma sistemini işlevsiz bırakmasının doğrudan bir sonucudur.
Okullarda yaşanan her saldırıdan, eğitim emekçilerinin uğradığı her şiddet eyleminden ve çocukların yaşamlarının yitirildiği, gelişim haklarının her gün ihlal edildiği bu tabloyu oluşturan durumdan, koruyucu politikaları ihmal eden ve sömürü odaklı politikalarda ısrar edenler sorumludur. Şanlıurfa’daki, Kahramanmaraş’taki, Mersin’deki saldırılar ve saldırı girişimleri ne ilktir ne de bu politikalar değişmedikçe son olacaktır. İzmir Barosu olarak, sürecin takipçisi olacağımızı bir kez daha kamuoyuna saygıyla duyururuz.
“`
1
Fazılsay Caddesi’nde feci kaza: 2 ölü, 3 yaralı!
2694 kez okundu
2
Feke’de 12 Maden İşçisi Karda Mahsur Kaldı
2662 kez okundu
3
Cevdet Yılmaz İzmir İş Dünyası Buluşması’nda!
2660 kez okundu
4
Başkan Ünsal: ‘Emanetlerimize Sahip Çıkacağız’
2652 kez okundu
5
AKUT’ta Selçuk Ekibinin Yeni Dönemi Başlıyor
2648 kez okundu