28 Nisan 2026 Salı
İzmir Aliağa Organize Sanayi Bölgesi’nde, 100 bin kapasiteli Honda Türkiye Motosiklet Fabrikası’nın açılışı gerçekleştirildi. Açılış törenine İzmir Vali Yardımcısı Nusret Şahin, Aliağa Kaymakamı Zekeriya Güney, Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar ve Aliağa Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Tezcan katıldı. 45 bin metrekaresi kapalı olmak üzere toplam 100 bin metrekarelik alanda faaliyet gösterecek olan fabrikada, yıllık 100 bin adet üretim kapasitesi ile yaklaşık 300 kişiye istihdam sağlanması planlanıyor.
Honda Türkiye’nin sosyal sorumluluk projeleri aracılığıyla topluma katkı sağlamayı sürdüreceği bildirildi. Bu projeler arasında trafik eğitim programlarının düzenlenmesi ve yangınlardan etkilenen alanların yeniden ağaçlandırılmasına yönelik fidan bağışları gerçekleştirileceği ifade edildi.
Açılış töreninde konuşan Honda Motor Europe Başkanı Hans De Jaeger, bu yatırımın Türkiye’nin global iş stratejisi açısından önemini ve uzun dönemli iş birliği ile ortak refah hedeflerine olan bağlılıklarını vurguladı. De Jaeger, tesisin hem Honda’nın küresel üretim ağına hem de Türkiye’nin sanayi gelişimine önemli katkılar sağlayacağına inandığını belirtti.
Honda Türkiye Başkanı Satoru Yamada, Türkiye’nin dinamik yapısına vurgu yaparak, İzmir Aliağa’daki üretim tesisinin, Honda’nın Türkiye’ye olan güçlü inancının ve yıllar içinde oluşturduğu güvene dayalı yakın ilişkisinin bir göstergesi olduğunu dile getirdi. Yamada, başarıyı yalnızca ekonomik göstergelerle ölçmenin yeterli olmadığını, asıl önemli olanın topluma dokunan ve insanların yaşamına değer katan bir etki oluşturmak olduğunu sözlerine ekledi.
Honda Türkiye Başkan Yardımcısı Bülent Kılıçer, fabrika açılışını başarılı bir şekilde gerçekleştirdiklerini belirterek, Türkiye’de motosiklet satışlarının hızla arttığını ifade etti. Kılıçer, özellikle pandemi sonrası motosiklet satışlarının otomobil satışlarını geçerek tarihi bir rekora ulaştığını söyledi. Genç nüfus ve artan mobilite ihtiyacıyla birlikte bu fabrikanın sürdürülebilir bir şekilde hayata geçmesinin önemli olduğunu vurguladı.
Fabrikada ilk üretilecek modelin PCX 125 cc scooter olduğunu belirten Kılıçer, lokal entegrasyonun önemine dikkat çekti. İlk üretim aşamasında 100 bin üretim kapasitesinin, ikinci vardiya ile 150 bin ve sonrasında 200 bin adede kadar çıkarılabileceği anlatıldı. Ayrıca, şehir içi kullanımına uygun olarak tasarlanmış scooter’ın yakıt tüketiminin, 100 kilometrede 2 litre gibi düşük bir seviyede olduğu bilgisi verildi. Bu tasarımın hem bireysel hem de ticari kullanımlarda talebin artmasına yardımcı olacağı ifade edildi.
Kılıçer, şu anda 300 kişilik bir istihdam sağladıklarını ve ilerleyen dönemlerde bu sayının 750-800 kişiye kadar çıkacağını belirtti. Fabrikanın tam kapasiteye ulaştığında aylık 7 bin ile 8 bin arasında motosiklet üretimi gerçekleştireceği, ikinci vardiya ile bu sayının 10 bin ile 11 bin bandına kadar yükselebileceği ifade edildi. Lokalizasyonun üretim süreçlerini hızlandıracağı ve maliyetleri düşüreceği bilgisi verildi.
Honda’nın Türkiye’deki liderliğine de değinen Kılıçer,
İzmir’in Dikili ilçesi açıklarında, 26 Nisan tarihinde saat 04:45 civarında, Sahil Güvenlik ekipleri tarafından gerçekleştirilen bir operasyon sonucunda lastik bir bot içerisinde, 9’u çocuk toplam 25 düzensiz göçmen yakalandı. Olay, Dikili bölgesinde meydana gelirken, bir Sahil Güvenlik Mobil Kıyı Gözetleme Aracı (DENİZ-101) tarafından deniz üzerinde hareket halinde olan lastik bot tespit edildi.
Botun tespit edilmesinin ardından, hızla bölgeye Sahil Güvenlik botu KB-45 yönlendirildi. Ekiplerin, lastik botu kısa sürede durdurmayı başardığı öğrenildi. Yapılan kontroller sonucunda, botta 25 düzensiz göçmenin bulunduğu belirlendi. Bu göçmenlerin içinde 9 adet çocuk bulunmaktaydı. Sahil Güvenlik ekipleri, durdurulan lastik botu ve içindeki göçmenleri kıyıya güvenli bir şekilde çıkarmayı başardı.
Kıyıya çıkarılan düzensiz göçmenlerin ulusal kimlik bilgilerine göre, 12 kişi Kongo, 5 kişi Senegal, 4 kişi Somali, 2 kişi Yemen, 1 kişi Kamerun ve 1 kişi Burundi uyruklu olarak kaydedildi. Göçmenlerin, sağlıklı bir şekilde kıyıya çıkartılmasının ardından gerekli işlemlerinin tamamlanması için İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne teslim edildikleri belirtildi. Bu olay, Türkiye’nin göçmen akımlarına karşı aldığı güvenlik önlemlerinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Yıllardır süregelen düzensiz göç olgusu, Türkiye’nin özellikle Ege Bölgesi’nde karşılaştığı önemli bir sorun haline gelmiştir. Sahil Güvenlik ekipleri, kıyılara ulaşmaya çalışan düzensiz göçmenleri durdurmak için sürekli olarak devriye görevlerini sürdürmektedir. Bu tür operasyonlar, hem insan hayatını korumak hem de yasadışı göçü engellemek amacıyla yapılmaktadır.
Dikili ilçesi, coğrafi olarak Avrupa’ya geçiş noktası olan bölgelerden biri olduğu için sık sık düzensiz göçmenlerin geçişlerine tanıklık etmektedir. Son yıllarda, bölgedeki düzensiz göçmen sayısının artması, güvenlik güçlerini de yeni önlemler almaya zorlamıştır. Bu bağlamda, Sahil Güvenlik ekipleri, göçmenlerin yanlarında taşıdığı bot vb. araçlarla yapılan deniz geçişlerini tespit etme konusunda son derece etkin bir rol oynamaktadırlar.
Bu olay, Türkiye’nin göçmenpolitikası ve güvenlik tedbirlerini bir kez daha gündeme getirirken, uluslararası kamuoyunda bu durumun nasıl ele alındığı ve temel insan hakları konularında tartışmalara yol açabileceği de öngörülmektedir. Göçmenlerin yaşadığı zorlu yaşam koşulları ve tehlikeleri, hem göçmenlerin hem de onların ailelerinin geleceği açısından kaygıları artırmaktadır. Türkiye, düzensiz göçmenleri korumaya yönelik çabalarını sürdürürken, buna ek olarak uluslararası işbirliklerine de açık olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak, bu tür olaylar, hem insani bir sorun hem de ulusal güvenlik açısından önemli bir mesele olarak değerlendirilmelidir. Sahil Güvenlik ekiplerinin başarılı operasyona ek olarak, göçmenlerin haklarının korunması için de gerekli adımlar atılmaya devam edilmelidir.
Torbalı Belediyesi, spor okulları kapsamında faaliyetlerini sürdüren futbol takımını bir maça götürürken, büyük bir tartışma konusu oldu. Futbol takımının çocukları, hiçbir güvenlik önlemi alınmadan açık kasa kamyonetle taşındı. Bu durumun fotoğrafları ve videoları, izleyenleri derinden endişelendirdi. Zira, çocukların açık kasada yolculuk yapması, ciddi riskleri beraberinde getiriyor.
Kamyonetin kasasında, herhangi bir koruyucu tedbir olmaksızın taşınan çocukların görüntüleri, toplumda büyük bir infiale yol açtı. Söz konusu durum, yalnızca trafik güvenliği açısından değil, aynı zamanda çocukların genel güvenliği açısından da son derece tehlikeli bir uygulama olarak değerlendiriliyor. Bu ihmal, birçok kişi tarafından, “pes dedirtecek” bir durum olarak nitelendirildi.
Özellikle dikkat çeken bir başka husus ise, kamyonette fiziksel engelli bir çocuğun da bulunmasıydı. Bu tür özel durumlar, daha fazla hassasiyet gerektirdiği için, toplumda büyük tepkilere yol açtı. Engelli bir çocuğun da bu kadar düzensiz bir şekilde taşınması, yetkililerin alması gereken önlemleri göz ardı ettiğini ortaya koydu. Bu durum, çocukların güvenliğini sağlamakla yükümlü olan kişilerin, ne kadar dikkatsiz olduğuna dair çarpıcı bir örnek olarak ön plana çıktı.
Olayın ardından, sosyal medyada ve halk arasında tepkiler giderek büyüdü. Çeşitli platformlarda durumla ilgili yorum yapan vatandaşlar, Torbalı’da çocukların can güvenliğinin resmen göz ardı edildiğini belirttiler. Birçok kişi, “Torbalı’nın çocuklarına bunu mu layık görüyorsunuz?” gibi ifadelerle durumu eleştirdi. Tepkilerdeki ortak görüş ise, eğer bu çocukların başına bir şey gelse, bunun hesabını kimin vereceği sorusu etrafında yoğunlaştı. Bu durum, yalnızca yerel bir mesele olmayıp, çocuk güvenliği konusunda daha geniş bir tartışmayı tetikledi.
Sonuç olarak, Torbalı Belediyesi’nin gösterdiği bu ihmal, bir yerel yönetimin, çocukların güvenliği konusundaki sorumluluklarını ne denli göz ardı edebileceğinin çarpıcı bir kanıtı olarak değerlendirildi. Çocukların güvenliğini sağlamakla yükümlü olan kişilerin, yaşamlarının çok değerli olduğunu unutmamaları gerektiği vurgulandı. Bu olay, hem Torbalı Belediyesi hem de benzeri kurumlara, toplumda daha fazla duyarlılık oluşturma çağrısında bulundu.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde ve İZFAŞ tarafından düzenlenen Olivtech-12. Zeytin, Zeytinyağı Teknolojileri Fuarı, 30 Nisan 2026 tarihinde kapılarını açacak. Bu yıl fuar, İzmir Fuar Alanı’nda C Hol’de 2 Mayıs 2026 tarihine kadar devam edecek. Olivtech, yalnızca ticaret hacmi oluşturmakla kalmayacak, aynı zamanda zeytin ve zeytinyağı sektörünün tüm bileşenlerini dahil eden kapsamlı bir etkinlik programıyla katılımcılara önemli tezler ve bilgiler sunmayı amaçlıyor.
Olivtech Fuarı, zeytin üretiminden işleme, tüketime kadar uzanan geniş yelpazede sektör paydaşlarını buluşturmayı hedefleyerek, yenilikleri ve teknolojik gelişmeleri sergileme imkânı sunacak. Fuara katılım gösteren 85 firma, Türkiye’nin 19 diferentes ilinin yanı sıra Almanya, Fransa, İsveç, Kanada ve Libya gibi ülkelerden gelen üreticilerle birlikte yer alacak. Bunun yanı sıra, fuar zeytin ve zeytinyağının yanı sıra süt ürünleri, şarap ve tarım teknolojilerini içerecek. Katılımcılara güncel trendleri izleme, yeni iş bağlantıları kurma ve sektörel gelişmelere kapsamlı bir bakış açısı kazanma imkânı tanıyacak. Fuara, ülkemizin yanı sıra Balkanlar, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan birçok sektör profesyonelinin ziyaret etmesi bekleniyor.
Fuar, zengin etkinlik programıyla da dikkat çekecek. Program, söyleşiler, mutfak atölyeleri, tadım etkinlikleri, makine tanıtımları, deneyim alanları ve sergilerle zenginleştirilecek. Bu etkinlikler, üretimden tüketime kadar çeşitli konuların ele alınacağı panellerde, tarımda dönüşüm, gıda kalitesi, üretim süreçleri, markalaşma, sürdürülebilirlik, değer zinciri, tüketim alışkanlıkları ve gastronomi gibi önemli temalarla şekillenecek. Olivtech’in etkinlik programı, üniversiteler, kamu kurumları ve sektör paydaşlarının iş birliğiyle hazırlandı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yanı sıra ilgili belediye birimleri ve sektör temsilcileri de katkı sağladı.
Fuarın açılışı, 30 Nisan saat 11.00’de gerçekleştirilecek. Ardından saat 12.00’de panel gerçekleştirilecek. Bu panelde, “Türkiye’de Zenginliği Yerin Altında Aramayın: En Büyük Zenginliğimiz Yeşil Altın Zeytin” başlığı altında sektör dinamikleri değerlendirilecek. “Topraktan Markaya: Tarımın Dönüşen Gücü ve Gelecek Vizyonu” konulu bir diğer panelde ise zeytin üretiminde katma değer sağlama yolları tartışılacak. Panelin moderatörlüğünü, İzmir Ticaret Borsası Genel Sekreteri Dr. Erçin Güdücü yapacak. Konuşmacılar arasında Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım, İzmir Ticaret Odası Meclis Üyesi Günay Baysal ve Tariş Zeytin ve Zeytinyağı AŞ Genel Müdürü Cengiz Dikmen yer alacak.
1 Mayıs’da ise “Üretim – Emek – Değer Zinciri” temasıyla gerçekleştirilecek. Saat 11.00’de Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü’nden Prof. Dr. Harun Raşit Uysal moderatörlüğünde “Süt ve Peynir Üretiminde Değer Zinciri” konulu bir panel düzenlenecek. Ardından saat 12.15’te moderatörlüğünü Bülent Üngür’ün üstleneceği “Zeytinin Yolculuğu: Kalite, Verim ve Gelecek” konulu bir panel gerçekleştirilecek.
Fuara son gününde, 2 Mayıs’da “Tüketim – Deneyim – Algı” teması ele alınacak. Saat 10.00’da gerçekleştirilecek “Dr. Zeytin” oturumunda zeytin ve zeytinyağının sağlık üzerindeki
Manisa’da bulunan katı atık bertaraf tesisinin İzmir’den taşınacak atıklar konusundaki süreç, günümüzde önemli bir tartışma konusu haline gelmiş durumda. Düşünce Rotası Derneği Genel Başkanı Fatih Köse, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun konuya ilişkin yapmış olduğu açıklamalara teknik bir bakış açısıyla destek verdi.
Köse, yaptığı yazılı açıklamada Manisa’daki tesisin aslında sadece kentin kendi atıklarını işlemesi için planlandığını vurguladı. Bununla birlikte, kapasite aşımına dair ciddi bir riskin bulunduğunu belirtti. “Sayın Besim Dutlulu’nun ifade ettiği gibi bu sürecin geçici olması esastır. Altı ay gibi sınırlı bir süre için planlanan bir uygulamanın uzaması ya da kapasiteyi zorlayacak şekilde devam etmesi, Manisa açısından önemli çevresel sorunlar yaratabilir” ifadesinde bulundu.
Ayrıca Köse, atık yönetimi süreçlerinde tesislerin proje kapasitesinin, işletme yükünün ve çevresel etki sınırlarının göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtti. “Bir bertaraf tesisinin planlama kriterleri; günlük işleme kapasitesi, depolama hacmi ve çevresel etki limitleri dikkate alınarak belirlenir. Bu çerçevenin üstünde meydana gelebilecek yük artışı, operasyonel verimlilikte düşüşe ve çevresel risklerin artmasına yol açabilir” dedi.
Köse, geçici olarak planlanan atık transferlerinin süre ve miktar açısından dikkatlice yürütülmesi gerektiğini de ekledi. “Kısa vadeli çözümler, sistemin genel işleyişini aksatmayacak ve kapasiteyi aşmayacak şekilde uygulanmalıdır. Aksi halde, koku oluşumu, bekleme sürelerinin artışı ve lojistik aksaklıklar gibi ikincil sorunlar da ortaya çıkabilir” şeklinde konuştu.
Manisa’daki tesisin öncelikli olarak kentin kendi atık yönetimi ihtiyaçlarına uygun olarak projelendirildiğine dikkat çeken Köse, “Bu tür tesislerde bölgesel yük dengesi kritik bir parametredir. Planlama dışı yük artışları, tesisin öngörülen ömrünü kısaltabileceği gibi bakım ve işletme maliyetlerini de artırabilir” ifadelerini kullandı.
İzmir’deki atık bertaraf sürecine ilişkin kalıcı çözüm ihtiyacına da değinen Köse, “Büyük ölçekli şehirlerde atık yönetimi, yer tahsisi ve entegre tesis planlaması ile sürdürülebilir olmalıdır. Atığın kaynağa en yakın noktada yönetilmesi, hem lojistik hem de çevresel açıdan daha sağlıklı bir yaklaşım sunmaktadır” dedi.
Köse, iki şehir arasındaki sosyal ve ekonomik ilişkilerin önemine de dikkat çekerek, “Bölgesel dayanışma elbette önemlidir, ancak bu süreç teknik kriterler ve kapasite sınırları çerçevesinde yürütülmelidir” ifadesini kullandı.
Açıklamasında atık yönetiminin uzun vadeli planlama gerektiren bir alan olduğu üzerinde duran Köse, “Sürdürülebilir bir sistem için her ilin kendi atık yönetim altyapısını güçlendirmesi ve geçici uygulamaların kalıcı hale gelmemesi gerekmektedir” değerlendirmesinde bulundu. Bu bağlamda, Manisa’daki süreçlerin çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması açısından dikkatli bir şekilde ele alınması gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.